ÜNİVERSİTE ASİSTANLARI SENDİKASI’NIN ÜNİVERSİTE REFORMU HAKKINDA GÖRÜŞLERİ – Haziran 1968
Son zamanlarda yaygınlaştığı görülen bugünkü Üniversite düzenine yönelmiş öğrenci hareketleri ile kamuoyunun dikkati Üniversitenin çeşitli problemlerine çekilmiş bulunmaktadır. Buna karşılık, Üniversitelerin yetkili kurullarının bu konuda belirli, köklü bir davranış olmaksızın beklemeyi ya da çeşitli fakülteler yönetmeliklerinin bazı maddelerini alelacele değiştirmek gibi pek sınırlı tedbirlerle yetinmeyi tercih ettikleri görülmektedir. Buna ek olarak konuyla ilgileri pek açık olan kamu otoritelerinin de bu ilgiyi ve meselenin önemini yok etme gayreti içinde problemi yalnız bir öğrenci – hoca ihtilafı gibi göstermeye çalıştıkları göze çarpmaktadır.
Her şeyden önce bugün üniversitelerin karşılaştığı meselelerin, yönetmelik değişmelerinin çok ötesinde, yıllardır uygulanan milli eğitim politikasının yarattığı büyük sorunun bir parçası olarak ele alınması gerektiği kanısındayız. Bu sorun, ilkokuldan üniversite sonrası eğitime kadar milli eğitimimizin bütün kademelerinin, hızlı kalkınma zorundaki bir ülkenin ihtiyaçlarına cevap verecek ve vatandaşlar arasında fırsat ve imkân eşitliğini sağlayacak biçimde düzenlenmemiş olmasından doğmaktadır.

Bu yüzden bir yandan yeterli mali yeteneklerden yoksun büyük bir vatandaş kitlesi, çocukların ilkokul sonrası için faydalı bir eğitimden mahrum kalmak zorunda olduğunu görürken diğer yandan da eğitime devam imkanını bulabilen gençler yanlış düzenlenmiş bir eğitim çarkı içerisinde ülkenin ihtiyaçlarına cevap veremez vatandaşlar olarak yetiştirilmektedirler.
Bu durum karşısında ilgililerce şu ana kadar alınması düşünülen tek “tedbir”, her yıl on binlerce genci arzu ve kabiliyetlerini ya da ülkenin ihtiyaçlarını dikkate almaksızın “kapasitesi” çok sayıda öğrenci almaya müsaade eden yüksek okul ve fakültelere bu kapasiteyi de alabildiğine zorlayarak yerleştirmeye çalışmaktan ibarettir. Bu gayrete rağmen, her yıl artan sayıda öğrencinin, herhangi bir yüksek öğrenim kurumuna devam edemeyerek bugünkü eğitim sisteminin mantığı icabı yüksek öğrenime götürmesi gerekli bir yolun yarısında, öğrenimi bırakmak zorunda kaldığı görülmektedir.
Her ne kadar üniversitenin kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi amacını güden aşağıdaki tedbirler, ancak milli eğitimin diğer kademelerinde aynı anlayışla yapılacak reformlarla birlikte ele alınırsa olumlu sonuçlar verebilirse de; üniversite camiasının üyeleri olan bizler, üniversite ile doğrudan doğruya ilgili bu tedbirlerin bir an önce gerçekleştirilmesinde kesin bir zorunluluk görüyoruz.
1-ÜNİVERSİTE YÖNETİMİ VE PERSONELİ
a) Tam Gün Çalışma ve Maddi Olanaklar:
Üniversite öğretim üye ve yardımcılarının (tam gün) çalışmaları esası kayıtsız şartsız kabul edilmeli ve tam günün maddi olanakları, ücret ve araçlar bakımından sağlanmalıdır.
GEREKÇE: Günümüzdeki mevcut düzen, üniversitede duyulan huzursuzluğun temelinde yatan başlıca sebeptir. Tam gün esasına dayanmayan bilimsel bir çalışmanın mümkün olamayacağı kamuoyunca da anlaşılmıştır.
Tam gün çalışma ilkesinin, kamu hayatının çeşitli kısımlarında tıkanıklara ve güçlüklere yol açabileceği şeklindeki itirazların, üniversiteye bağlı olarak kurulacak araştırma merkezlerinin ve bölümlerin (departmanların) bu ihtiyaca cevap verebileceği ve personel talebinin de izin mekanizmasını işletme yoluyla karşılanabileceği düşünülürse, önemli bir ağırlık taşımadığı anlaşılır.
b) Üniversite yöneticilerinin atanması ve yetkili kurullarının teşekkülünde izlenecek yol:
Rektör, Dekan, Senatör, Yönetim Kurulu üyeleri seçimine öğretim üyeleri ile birlikte asistanlar ve öğrenci temsilcileri de oy hakkına sahip olarak katılmalıdırlar. Üniversite yetkili kurulları teklif edilen yeni akademik ve idari bünyenin gereklerine göre yeniden düzenlenmelidir.
GEREKÇE: Üniversite yönetici ve yetkili kurullarının seçiminde yukarıda önerilen yol; üniversitenin toplumumuzun içerisinde bulunduğu demokratlaşma hareketine ayak uydurabilmesini sağlayacaktır. Üniversitenin yönetimine öğrenci ve asistanların da katılması, yetkileri elinde tutan sınırlı bir grupla tabanın sık sık çatışma ve sürtüşmelere sürüklenmesini önleyecektir. Bu yeni düzen sayesinde üniversite bünyesindeki gruplar arasında sürekli ve doğrudan doğruya temas, haberleşme ve anlaşma zemini hazırlayacaktır. Ayrıca herhangi bir grubun elinde aşırı yetki tekelinin toplanması ve bunun diğer grupların aleyhine kullanılması ihtimali, denetimin yaygınlaştırılması ile ortadan kalkacaktır.
Üniversite yönetimine asistanlarla öğrencilerin katılması konusunda, öne sürülen hukuki engellerin yeni bir düzenleme içinde ortadan kaldırılmasını sağlayacak formüllerin bulunması mümkün olur.
c) Bölüm (departman) Sisteminin Kabulü:
Kürsü sistemi kaldırılarak, bölüm sistemine geçilmeli ve bölüm yöneticisinin kısa süreler için arka arkaya iki defa olmamak üzere bölümün akademik personelince seçilmesi sağlanmalıdır.
GEREKÇE: Üniversitede aşırı yetki tekelinin toplandığı kilit noktaların başında kürsü profesörlüğü gelir. Mevcut kürsü düzeni ve kürsü profesörlüğü, asistan, doçent, hatta profesörlerin üzerinde bile bir baskı aracı olarak kullanılabilmekte; bu durum ise huzursuzluk nedeni olmaktadır. Zaten hiyerarşik zihniyet akademik hürriyet ile bağdaşamaz. Ayrıca ihtiyaçların, özellikle asistan ihtiyacının daha küçük olan kürsü birimine göre saptanması suni ve gereksiz tahsislere yol açmaktadır. Bölüm biriminin kabulü bu gibi israfların önlenmesi ve öğretim üyeleri ile yardımcılarının ilişkilerinin daha objektif esaslara göre düzenlenmesi açısından da yerinde olacaktır. Aslında, mevcut kürsü düzeni yanısıra enstitülerin de bulunuşu, melez veya iki başlı fakat herhalde etkin olmayan bir sistemin ifadesidir.
d) Mali Özerkliğin Sağlanması:
Üniversitenin mali özerkliğinin sağlanması için her üniversiteye tahsis edilen toptan ödeneğin üniversite senatosunda kabulü suretiyle kesinleşen bütçeye göre dağıtımı esası gerçekleştirilmelidir.
GEREKÇE: Üniversitelerin Muhasebe-i Umumiye Kanunu çerçevesinden çıkartılmasının mali yönetimde etkinlik sağlayacağı, israfları önleyeceği benzer kurumların uygulamalarından da anlaşılmaktadır. Diğer taraftan üniversite bütçesinin madde madde kabulü gereksiz siyasi baskıları davet etmekten öteye bir fayda sağlayamamaktadır. Mali özerklik üniversite özerkliğinin ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir.
e) Öğretim Üyeliği Statüsü ve Kazanılmasında İzlenecek Yol:
Öğretim üyeliği statüsü Yardımcı Profesörlükle başlamalı, doktoralarını başarıyla tamamlayan üniversite asistanları Yardımcı Profesör olarak atanmalıdır.
GEREKÇE: Yardımcı profesörlük ve yardımcı profesörlerin öğretim üyesi statüsüne kavuşturulmalarının kabulü; Türk üniversitelerine muhtaç oldukları taze kanı sağlayacaktır. Bu durum üniversitenin yenilikleri takibini kolaylaştıracak ve ileri ülkelerdeki uygulamanın benimsenmesiyle, Türk üniversitelerinde ancak doktor olabilecek çağda oldukları halde yurt dışında profesör ünvanı kazanan genç bilim adamlarının bulunması gibi garip bir durumun devamı da önlenecektir. Aynı zamanda bugünkü sistemde ders vermeleri kanunen yasaklanmış olan doktor asistanlardan faydalanma olanağı elde edilebileceği gibi kuruluş halindeki üniversitelerin ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilecek bir düzenlemeye de ulaşılabilecektir.
f) Akademik Kariyere Giriş ve Asistanların Yetiştirilmesi:
Asistan ihtiyacı bölüm ihtiyaçları göz önünde tutularak tespit olunmalı, asistanlığa girişte bölüm yöneticisinin atayacağı en az üç kişilik kurulca yapılan yabancı dil ve bilim sınavlarında başarı sağlama esas olmalıdır. Bölüm yöneticisinin sınav kurulunun doğal başkanı olması gerçekleştirilmelidir.
Üniversite asistanlarına doktoralarını üniversiteler kanalıyla beslenen kaynaklarla yurt dışında, tanınmış üniversitelerde yapabilme olanağı sağlanmalıdır.
GEREKÇE: Asistan ihtiyacının topluca bütün bölüm için düşünülmesi öğretim üye ve yardımcıları saflarında lüzumsuz yığılmayı, bir başka deyişle gizli işsizliği önleyecektir. Ayrıca asistan seçimindeki mevcut yollara ve anlayışa yönetilmekte olan eleştiriler de haklı olmaktan çıkacaktır. Doktoraların yurt dışında yaptırılabilmesi üniversitelerin akademik seviyesini yükseltebilecek ve üniversite asistanlığından, yardımcı profesör statüsüne geçişte daha tatmin edici bir kriterin varlığından söz edilebilecektir. Kalkınma planlarının öngördüğü her yıl beşyüz üniversite mezununun yurt dışına doktora için gönderilmesi gereğine, bu yoldan en iyi cevap verilebilecek ve bugüne dek süregelen kamu fonlarının israfına yol açan bu konudaki başıboş uygulama da son bulacaktır.
g) Yardımcı Profesörlükten, Profesörlüğe Geçiş:
Yardımcı profesörler, hazırladıkları tezin ve diğer yayınlarının üniversitelerarası bir jüri tarafından tatminkâr bulunması ve tezin başarıyla savunulması durumunda profesör olarak atanmalıdır.
GEREKÇE: Mevcut uygulama göstermektedir ki Dr asistanların doçentliğe geçişlerinde izlenen aşamalardan kollokyum ve deneme dersi bu amaçla kullanılabilecek başarılı ölçüler olmaktan uzaktırlar. Bunun yerine tez müessesesinin doktorada izlenen yola benzetilerek devamı bilimsel çalışmaları teşvik edeceği gibi, profesörlüğe geçişte diğer eserlerinin de göz önünde tutulması kollokyum ve deneme dersine bakışla daha iyi ölçü olabilecek durumdadır.
h) İdare ve Destek Personeli:
Mali özerklikten faydalanılarak yaratılacak maddi olanaklar ile üniversitenin muhtaç olduğu yetişkin idare ve destek personeli sağlanmalıdır.
GEREKÇE: Bugün genel bütçeye dahil üniversiteler ihtiyaçları olan yetişkin idare ve destek personeline sahip değillerdir. Bu durum, dekanların ve diğer akademisyenlerin – özellikle asistanların – idari sorunları çözümlemekle aşırı derecede yüklenmelerine yol açmakta; birden çok kişinin işlere müdahalesinin faydalı sonuçlar vermediği görülmekte ve mevcut bu personel kadrosuyla üniversitenin yürütülemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu yüzden yapılacak üniversite reformunun idare ve destek personelini de kapsaması gereklidir.
2- ÖĞRETİM YÖNTEMLERİNE İLİŞKİN SORUNLAR
a) Öğretim Araçları:
Ders kitapları ve diğer ders araçları fakültelerce kurulacak döner sermayeli kurumlar eliyle makul fiyatla satılmalı ve öğretim üyelerinin kendi namlarına ders kitabı bastırmaları yasaklanmalıdır.
GEREKÇE: Ders kitaplarının fakültelerce telif hakları ödenerek bastırılıp makul fiyatla satılması öğrencilerin bu konudaki haklı şikayetlerine son verecektir. Ayrıca tam gün düzeninin sağlayacağı ücret düzeyi sayesinde öğretim üye ve yardımcılarının tatmininin mümkün olabilmesi bu yoldaki uygulamayı kolaylaştıracaktır. Öğrenci ve öğretim üyeleri arasında devamlı sürtüşme konusu olan sorunun bu biçimde çözümlenmesinin doğuracağı faydanın izahına lüzum yoktur.
b) Sınıflar:
Küçük sınıf düzenine geçilerek verim artırılmalı ve eğitim düzeyi yükseltilmelidir.
GEREKÇE: Bugünkü büyük sınıf sistemi verimsiz olduğu gibi öğretim düzeyini de öğrenci sayısının artmasıyla gün geçtikçe düşürmektedir. Bu nedenle ucuz sayılan ve kalkınma ihtiyaçlarına uyduğu sanılan büyük sınıf veya bir başka deyişle amfi sistemi daha pahalı bir düzendir. Ayrıca küçük sınıf düzeninin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yakın temas sağlayarak üniversite sorunlarının çözümünü kolaylaştırması beklenmelidir. Böylece öğrenci hakkındaki kanaat yıl sonundaki bir sınavın kaderine terkedilmiş olmaktan da kurtarılacaktır.
c) Doktora Eğitimi:
Üniversitenin çeşitli fakültelerinde uygulanmakta olan doktora öğretimi süre, kalite ve usuller bakımından aynı esaslara bağlanmalı; bu esasları yerine getiremeyecek durumda olan fakülte ve yüksek okullarda doktora öğretimi yapılması önlenmelidir.
GEREKÇE: Doktora aşaması bu önerinin getirdiği düzen içerisinde öğretim üyeliği statüsünün kazanılmasında ölçü durumuna geçtiği için daha da önemli olmaktadır. Fakat doktoralar arasında belli bir standardın sağlanmasını gerekli kılan asıl neden bugünkü keyfi uygulamalardır. Bazı fakültelerde sadece tezin kürsü profesörünce kabulü ile bir yıldan daha az zamanda doktoranın yapılabilmekte olması, bugünkü düzenin devamı halinde bile, bu statünün kazanılmasında daha ciddi yöntemlerin uygulanmasını icap ettirmektedir.
d) Yabancı Dil Eğitimi:
Üniversitelerde yabancı dil eğitimi her öğrencinin en az bir yabancı dili iyice öğrenmesini mümkün kılacak biçimde yeniden düzenlenmelidir.
GEREKÇE: Bugün bütün fakültelerine yabancı dilin girmemiş olduğu bir üniversite için, yabancı dil alanında hazırlık sınıfının her fakültede kurulması gibi radikal tedbirlerin söz konusu olamayacağı kabul edilse bile, bünyesine ciddi yabancı dil eğitiminin girmemiş bulunduğu bir yüksek öğretimin de sakıncalarının sayılamayacak kadar çok olduğu apaçıktır. Bu yüzden ilk hedef olarak yabancı dilin zorunlu ders olarak her fakülteye konulması ve öğretiminin de olumlu sonuçlar verecek yöntemlere göre ayarlanması uygun görülmektedir.
e) Yönetmelikler:
Sınavları ve sınıf geçmeyi düzenleyen yönetmelikler arasında çeşitli fakültelerin özelliklerinden dolayı aşırı farkların yarattığı huzursuzlukların giderilmesi için tedbir alınmalıdır.
GEREKÇE: Üniversiteler arasında bu alanda uygulama farkları olması bir dereceye kadar mazur görülebilir fakat aynı üniversite bünyesindeki çeşitli fakültelerin özelliklerinden de doğmayan/birtakım usullerin benimsenmesi öteden beri huzursuzluk kaynağı olmaya devam etmektedir. Bu tutum üniversite eğitiminin çeşitliliğini yok etme anlamına da gelmez. Yönetmeliklerin her an pazarlık konusu olmaktan çıkartılmasında yukarıdaki önerinin sağlayacağı fayda açıktır.
f) Sınavlar:
Sınavlar dersin sorumluluğunu taşıyan yeni dersi veren öğretim üyesince yapılmalı ve değerlendirilmelidir.
GEREKÇE: Böylece öğretim üyeleri derslerinin sonuçlarını değerlendirip öğretim sistemlerini geliştirmek olanağı bulacaklar ve öğrencilerin bu konudaki şüpheleri de giderilmiş olacaktır. Zaten küçük sınıf düzeni de bu uygulamayı kolaylaştırır niteliktedir.
3- ÖĞRENCİ SORUNLARI
a) Eğitimde Fırsat Eşitliğinin Gerçekleştirilmesi:
Mevcut burs ve kredi olanakları artırılarak yüksek öğrenim, kabiliyeti olan herkese açık hale getirilmeli ve bursların dağıtımı bu amacı yok etmeyecek esaslara kavuşturulmalıdır.
GEREKÇE: Bu düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç, yüksek öğrenim katında fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır. Öğrenci isteklerinin en büyük ağırlık noktasını teşkil eden ve belki de en haklı oldukları konu, burs ve kredi olanaklarının azlığı, dağıtımındaki keyfiliktir ki bu da yüksek öğretimin finansmanına devletin daha büyük kaynakları tahsis etmesini gerektirmektedir. Zaten arzulanan da budur.
b) Öğrenci Yurtları:
Öğrenci yurtlarının kapasitesi artırılmalı, öğrencilerin yaşama ve çalışma şartları düzeltilmelidir.
GEREKÇE: Üniversite kentlerinde toplanmış olan yüksek öğrenim gençliğinin terkedilmiş ve toplumdan kopmuş bir kütle durumundan kurtarılması; öğrenci yurtlarının merkezileştirilmesi ve artırılması, çalışma olanaklarının çoğaltılması gereklidir. Böyle bir uygulamanın öğrencilerden alınacak verimi artıracağı açıktır.
c) Ders Dışı Faaliyetler:
Üniversitenin bir kültür ve fikir forumu haline getirilmesi; kültür ve spor faaliyetlerinin desteklenerek düzenlenmesi sağlanmalıdır.
GEREKÇE: Üniversite gençliğinin ders çalışmaları dışında başıboş bırakılması ve boş zamanların değerlendirilmesi ile ilgili olanakların yetersizliği üniversite bünyesine de akseden aksaklıklar doğurmaktadır. Üniversitede yapılacak bir reformun bu olanakları artırma yolunda yeni çözümler getirmesi gerekmektedir. Gene üniversitenin, öğrencilerin fikri ve kültürel yetişkinliğini sağlamak üzere bir forum haline sokulması elzemdir.
4-ÜNİVERSİTENİN GENEL SORUNLARI
a) Eğitim Dallarının Kompozisyonu:
Üniversiteye alınmakta olan öğrenci sayısının artırılması için öncelikle teknik dallarda kapasite yaratılması gerçekleştirilmeli ve yüksek öğretimin kompozisyonu istihdam sorunları yaratmayacak şekilde değiştirilmelidir.
GEREKÇE: Yüksek öğretimin kompozisyonundaki çarpıklığın giderilmesi için Kalkınma Planları da aynı tedbiri önermektedir. Alınacak böyle bir tedbirin, bugün yüksek öğrettim mezunları arasında görülen işsizliğin sona erdirilmesinde ve üniversitenin, kalkınma ihtiyaçlarının gerektirdiği biçimde gençliği eğitmesinde sağlayacağı fayda açıktır. Ayrıca yüksek öğretimimizin kompozisyonundaki bu çarpıklık ekonomimiz üzerinde kötü etki yaparak hizmet sektörünün alabildiğine genişlemesine yol açmaktadır. Eğer bu gerek yerine getirilmezse üniversiteye alınacak her öğrencinin hem üniversite ve hem de ekonomimiz bakımından bir sorun olarak ortaya çıkmasının devamı beklenmelidir.
b) Araştırma:
Araştırma olanaklarının geliştirilmesi sağlanmalı; bu amaçla üniversiteler bünyesinde araştırma kurumları yaratılmalı ve mevcut üniversite kütüphanelerinin kalitesi takviye edilmelidir.
GEREKÇE: Maddi olanakların üniversite bünyesinde bulunmaması yüzünden üniversite asli görevlerinden olan araştırma fonksiyonunun yerine getirememekte ve bu durum yurdumuzdaki araştırma ortamının yabancı vakıfların, hatta yabancı devletlerin kontrolüne terkedilmesine yol açmaktadır. Bu konuda Kalkınma Planlarının gereğine uyularak araştırma kurumları yaratılmasının, kalkınma sorunlarını çözmede sağlayacağı fayda izahı gerektirmeyecek kadar açıktır.
c) Üniversitenin Bütünlüğü:
Fakültelerin üniversite içinde kendi başına buyruk kuruluşlar olduğu görüşünden vazgeçilerek üniversitenin bir bütün olduğu düşüncesi yerleştirilmeli ve fakülteler arasında gerçek bir işbirliği sağlanmalıdır.
GEREKÇE: Bugün için üniversitenin çeşitli fakülteler arasında gerçek anlamda bir işbirliği yoktur. Bir üniversite içinde iki ayrı fakültede aynı dallarda kendilerinden optimum faydanın hiçbir zaman elde edilemediği gereksiz öğretim öğretim üyeleri, laboratuvar ve diğer ders araçları ile karşılaşılması bir israfın en büyük delilidir. Bu yüzden Türk Üniversiteleri en yüksek maliyetle çalışan üniversitelerdendir. Üniversitelerimiz, üniversite bütünlüğü görüşüne sıkı sıkı bağlanarak uzun vadeli eğitim planlarını ekonomimizin ihtiyaçlarına ve eğitim sistemimizin gereklerine göre hazırlanmalı ve tedbirlerini almalıdırlar. Ayrıca öğretim üyelerinin aynı üniversite içinde ek görevler yaratmalarının da önüne geçilmelidir.
d) Özel Okullar:
Özel okulların çeşitli sakıncalarını önlemek üzere bu kurumlar devletleştirilmeli ve bu kurumlar için milli gelirden ayrılan pay, üniversitelere tahsis edilerek arzulanan dallarda yaratılacak kapasite ile bu okulların karşılamakta olduğu yüksek öğrenim talebine cevap verilmesi sağlanmalıdır.
GEREKÇE: Özel okullardan duyulan memnuniyetsizliği, başta öğrenci ve mezunları olduğu halde toplumun büyük bir çoğunluğu paylaşmaktadır. Özel okullar çok kısa geçmişlerine rağmen bünyelerinde yirmibeşbin kadar öğrenciyi barındırmaktadırlar ve öğrenci sayısındaki bu artış devam edecek olursa önümüzdeki yıllarda yüksek öğrenimin özel okulların kontrolü altına terkedileceği anlaşılmaktadır. Özel okulların çoğunlukla yığıldığı teknik alandaki öğretim, laboratuvar, ders araçları ve yetişkin öğretim üyesi yokluğu yüzünden çok sorumsuzca yürütülmektedir. Bu amaçla, yüksek öğretimin kar gayeli kurumların kontrolünden kurtarılması önümüzdeki yıllarda eğitim sistemimizin başlıca sorunu olacaktır.
Saygılarımızla.
Üniversite Asistanları Sendikası
Görseller: CHATGPT
