40 YIL SONRA YENİDEN
12 Haziran 1968.
Türkiye tarihinde bir dönüm noktası olan 1968 üniversite boykot ve işgallerinin 40. Yıldönümü.
Bizler o günleri yaşayan 68’liler olarak, 40 yıl önce dünyayı ve Türkiye’yi sarsan bu olayı, heyecan ve serinkanlılıkla anıyoruz.
Heyecanla anıyoruz; çünkü 68 gençliğinin “gerçekçi ol imkansızı iste” diye dile getirdiği talepler hala bizim ve bizden sonra gelen kuşakların geleceğe ilişkin ütopyasını belirliyor.
68 gençliği bir özgürlük ve isyan kuşağıydı. Dünyayı değiştirme gücünü kendinde görüyordu. Bu nedenle önüne bir imkansızı, Türkiye’yi değiştirmeyi hedef olarak koymuştu.
Ama bunlar aynı zamanda gerçekçiydi de…
Bizler 68’de “demokratik ve özerk bir üniversite” istiyorduk. Öğrencilerin de üniversitede söz ve karar sahibi olmasını talep ediyorduk. Bunu “yönetime katılma” biçiminde formüle etmiştik.
Ezberci, otoriter eğitim yerine katılımcı ve yaratıcı bir eğitimden yanaydık. Bu nedenle “eğitimde reform”, “eğitimde devrim” diyorduk.
Ancak taleplerimiz bununla sınırlı değildi. Yüreğimizde aynı zamanda kuvvetli bir halk sevgisi yeşermişti. O zaman canlanan işçi hareketleri, grevler, direnişler, köylülerin toprak talepleri, üretici köylülerin istekleri, öğretmenlerin “demokratik eğitim” çağrıları bizi etkiliyordu. Sanatta, edebiyatta, toplumun bütün katmanlarında bir umut ve heyecan vardı.
ABD işgalci emperyalistleri Vietnam halkının direnişi karşısında çaresizlik içindeydiler. Üçüncü dünya ülkeleri kendi aralarında bir dayanışma oluşturmuşlardı. Küba’da ABD yanlısı Batista rejimi yıkılmış, Fidel Castro ve arkadaşları yeni umutlarla ülkelerini kurmaya girişmişlerdi. Endonezya Sukarno liderliğinde ezilen ülkelerin bağımsız bir blok oluşturmasına öncülük ediyordu.
Bir Gözümüz Ülkemizde Bir Gözümüz de Dünyadaydı
Bizim bir gözümüz kendi ülkemizde, bir gözümüz de dünyada özgürlük isteyen halkların yanındaydı. Dünya değişiyordu, Türkiye de değişmeliydi. Taleplerimiz, hedeflerimiz, sloganlarımız enternasyonalist ruhumuzu yansıtıyordu. Yurtseverliğimizi tüm dünya halklarıyla paylaşıyorduk. İşte bundan dolayı içe kapanmacı milliyetçilik, bizi hiç sevmedi.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 12 Haziran 1968 günü öğleyin başlayan eylem, yeni bir dönemi haber veriyordu. Bu yeni dönem değişim isteklerinin yükseleceği bir dönemdi. Solun, sosyalizmin ülkemiz tarihinde rol oynayacağı, öne çıkacağı bir dönemdi.
40 yıl sonra o günü anarken, bu eylemin tartışmasız öncüsü sevgili arkadaşımız Deniz Gezmiş’i ve yitirdiğimiz onlarca arkadaşımızı özlemle, onurla, acıyla anıyoruz.
40 yıl sonra, serinkanlılıkla geçmişimize bakarken, bir yüzleşmeye ihtiyacımız olduğunu da düşünüyoruz. Dünyanın ve Avrupa’nın birçok ülkesinde 68’in yarattığı direniş ve toplumsal dönüşüm ruhu, o ülkelerde bir dizi değişimle, demokratikleşme dinamizmine dönüştü.
Bizde ne yazık ki, ülke yönetimine hâkim olan baskıcı, militarist anlayış, hala 68’in değişim rüzgarıyla, 68’in mirasıyla yüzleşmiş değil. Düşmanlık hala sürüyor. Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar, İbrahim Kaypakkayalar hala egemen çevreler tarafından bir tehlike olarak algılanıyor.
Devletin Özür Borcu Var
Devletin bu tarih karşısında bir özür borcu olduğuna inanıyoruz.
40.yılında 68’i anarken, bu tarihi bütün hatalarından arındırarak kutsallaştırılmasından yana değiliz. 68 hareketi, 27 Mayıs 1960 müdahalesinin yeşerttiği demokratik ortamda geliştiği ve dünyadaki farklı sosyalizm deneylerinden esinlendiği için o dönemin birçok zaafı ve yanlışını da kaçınılmaz içinde barındırıyordu.
68 kuşağının daha sonraki yıllarda çaresiz bir isyana dönüşen eylemleri, Türkiye’nin adım adım askeri darbeye sürüklendiği bir ortamda gelişti. Askeri darbe 68’in direnme ruhunu bastırmayı hedef almıştı.
Bizler, 68 kuşağı olarak 40 yıl sonra özgürlük için, demokratik üniversite için, demokrasi için, insan hakları için ve ezberci olmayan, yaratıcı ve demokratik bir eğitim için yeniden buradayız.
Halkımıza selam olsun.
68’liler
