MİZAH VE 68 KUŞAĞI / Ayşe Emel Mesci

“Yarasalar, yarasalar
Saçak altından fırlasalar
Arasalar arasalar
Arasalar da bulamasalar.”

Mizah Devrimcidir

Mizah, en çabuk ve kolay biçimde gençlikle yan yana geliyor. Bunda hem mizahın hem de gençliğin doğal muhalifliği kadar, içinde yaşadıkları dünyaya önceki kuşaklardan ve kendilerinden önce söylenmiş sözlerden farklı, bağımsız bakma isteğinin de payı var.

Türkiye’de gençlik-mizah birlikteliğinin en yaratıcı örneklerinden bazılarını 2013’teki Gezi eylemlerinde görmüştük. En son Boğaziçi protestolarında da öğrenciler anayasal haklarını savunurken mizahı ihmal etmediler, sloganlarını, pankartlarını mutlaka esprilerle süslediler. Asık suratlı, çatık kaşlı, gri renkli yaşlılar dünyasının karşısında gökkuşağının renklerine bürünüp kahkahalar atmak gençliğin doğasında var çünkü, neyse ki var…

Günümüzdeki X, Y, Z kuşakları gibi tartışmalara karşın, gençlik eylemlerinin yaratıcı mizahla buluşmasının çok daha uzun bir geçmişi var.

Örneğin Fransa’daki 68 olaylarının bazı sloganları hâlâ unutulmadı: “Yasaklamak yasaktır”, “Kaldırım taşlarının altı kumsal”, “Gerçekçi olun imkânsızı isteyin”… O olayları yerinde yaşayan sevgili Bedri Baykam umarım bir yazısını da açtığı 68 sergilerindeki enstalasyonlara konu olan bu sloganların öykülerine ayırır.

THKP-C Duruşması

Bizim 68 kuşağı da çok neşeliydi. En çok da mahkemelerde eğlenirdik.

Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Cihan Alptekin, Ömer Ayna ve Ziya Yılmaz’ın Maltepe Cezaevi’nden firar etmelerinden hemen sonra duruşmamız olduğu için sıkıyönetim mahkemesine götürülmüştük. Hepimiz sevinçliydik, mahkeme heyeti ise hiç renk vermiyordu ama salonda Mahir ile Ulaş’ın yan yana oturdukları öndeki iki iskemle boştu. Salondaki gazeteciler bir şeyler olduğunun farkına varmışlar, dikkat kesilmişlerdi. Mahir, firar olayından önce mahkemede genel savunmayı yapmaya başlamıştı. Askeri hâkim Akdemir Akmut da hiçbir şey olmamış gibi savunmaya kalındığı yerden devam edileceğini söyledi. 

Firardan sonra Mahirlerin sandalyesi boş kaldı

Kâmil Dede söz aldı: “Şimdi THKP-C’nin eylemlerini sayıyorum” diyerek, birçok eylem sıraladı ve en sonunda da ekledi: “Ve Maltepe Askeri Ceza ve Tutukevi’nden on beş metre tünel kazarak halkın devrimci mücadelesine katılma eylemi.” Sanık sıraları kahkahadan kırılırken ortalık birbirine girdi, gazeteciler hemen diğer salondaki THKO davasına koşturdular.

Tanıdığım en esprili devrimcilerden biri olan Kâmil Dede, yarattığı şok dalgasının biraz dinmesini bekledi ve “Savunmaya devam etmek istiyorum” dedi. Bir kitap çıkardı, işaretlediği sayfayı açtı. Fakat bu arada Akdemir Akmut’un meraklı bakışlarla kitabın ne olduğunu anlamaya çalıştığı gözden kaçmıyordu. Kâmil, “Şimdi bir şiir okuyacağım, tutanaklara geçmesini istiyorum” dedi. Akmut itiraz etti: “Ne alakası var şiirin savunmayla?” Kâmil hiç bozuntuya vermedi: “İlgisi var, okuyunca göreceksiniz.” Salonda yükselen merak ve gerilimin içinde başladı okumaya:

Sağmalcılar Cezaevi… Ayşe Emel Mesci, Ayşe Bilge Dicleli, Ayşe Baykara ( THKP-C davası sanıkları)

“Yarasalar, yarasalar

Saçak altından fırlasalar

Arasalar arasalar

Arasalar da bulamasalar.”

Akmut kıpkırmızı kesilmişti: “Bu nereden çıktı şimdi?” diye bağırdı. Kâmil kitabı havaya kaldırıp gösterdi: “Sizin şiiriniz, hatırlamadınız mı?” “Benim olduğunu biliyorum, konuyla ne ilgisi var?” Kâmil bir es verdi, sonra cevabı yapıştırdı: “Hani arkadaşlarımız kaçtı ya, işte yarasalar arasalar arasalar da onları bulamasalar; hem siz yazmışsınız, hem de konuyla böyle bir ilgisi var!” Kopan kahkaha tufanı arasında Akdemir Akmut duruşmanın o günlük sona erdiğini açıkladı.

Yürekten inanıyorum: Mizah devrimcidir!

Ayşe Emel MESCİ


Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi